Kaygı Bozukluğu Psikolog
Kaygı Bozukluğu Psikolog Randevusu

Kaygı Bozuklukları Belirtileri ve Nedenleri

Kaygı, bireyin olası tehditlere karşı uyum sağlamasını amaçlayan doğal ve koruyucu bir duygudur; ancak bu duygu yoğun, sürekli ve kontrol edilemez hale geldiğinde kaygı bozukluğuortaya çıkmaktadır. Kaygı bozuklukları bireyin günlük yaşamını, işlevselliğini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen klinik tabloları ifade eder. Bu anksiyete bozukluklarında kişi, gerçekçi bir tehlike olmaksızın yoğun endişe, huzursuzluk ve bazı bedensel belirtiler yaşayabilir. Zaman zaman bu belirtiler ani ve yoğun bir şekilde artarak anksiyete krizi (panik atak) şeklinde kendini gösterebilir. Bu nedenle kaygı ve kaygı bozukluklarının doğru şekilde anlaşılması, değerlendirilmesi ve ele alınması ruh sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır.


Randevu Al

Kaygı Bozuklukları Nedir?

Kaygı; belirsizlik ve olası tehditler karşısında ortaya çıkan, insanı harekete geçiren ve koruyucu bir işleve sahip olan sağlıklı bir duygudur. Ancak bu duygu zamanla sürekli, yoğun ve kontrol edilmesi güç bir hale gelerek kişinin günlük yaşamını, işlevselliğini ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemeye başladığında klinik düzeyde kaygı bozuklukları olarak değerlendirilmelidir. Bireyin kendisiyle ya da sevdikleriyle ilgili olası bir tehdit veya tehlike varmış gibi sürekli tetikte olması; zihninin olumsuz senaryolarla meşgul olması ve bu durumun kalıcı bir huzursuzluk ile yoğun endişe hali şeklinde dışa yansımasıdır. Kişi çoğu zaman gerçek bir tehlike olmamasına rağmen kendini güvende hissetmekte zorlanır; bu da duygusal, zihinsel ve bedensel düzeyde sürekli bir gerginlik yaşamasına neden olur.

Anksiyete Bozuklukları Türleri Nelerdir?

Selektif mutizm: Kişinin konuşma becerisi olmasına ve bazı ortamlarda (ev gibi) rahatlıkla konuşuyor olmasına rağmen belirli ortamlarda (topluluklarda, okulda veya diğer sosyal ortamlarda) ve belirli kişilerle konuşamamasıdır. Genellikle okul öncesi yaşlarda başlar. Konuşmama durumu isteyerek ya da bilinçli yapılan bir tercih değildir, kişinin duyduğu yoğun kaygıyla ilişkilidir. Akademik ve sosyal işlevselliğinde bozulma görülür.

Özgül Fobi: Özgül bir durum, olay ve nesne karşısında duyulan yoğun kaygı ve kaçınma ile karakterizedir. Kişi bu durumlarla karşılaşma ihtimalini düşündüğünde bile yoğun kaygı yaşar ve kaçınma davranışı gösterir. Çarpıntı, nefes darlığı, titreme ve terleme gibi bedensel belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Böcek, köpek, yılan, asansör, uçak, kapalı alanlar, karanlık, yükseklik, kan, iğne özgül fobi türlerine örnek olarak verilebilir. Genellikle çocukluk döneminde başlar. İşlevselliği olumsuz yönde etkilemektedir. 

Panik Bozukluk: Bireyin yineleyen panik ataklar yaşaması ve bu atakların tekrar ortaya çıkacağına ilişkin yoğun ve süreğen bir kaygı geliştirmesidir. Kişi, panik atak sırasında nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi, kontrolünü kaybetme ve ölüm korkusu gibi yoğun bedensel ve bilişsel belirtiler yaşar. Zamanla birey, atakların tekrarlanacağı korkusuyla çeşitli durumlardan kaçınmaya başlayabilir ve bu durum günlük yaşam işlevselliğinde bozulmalara sebep olabilmektedir.

Agorafobi: Bireyin, bayılma, panik atak geçirme, kötü bir durumla karşılaşma gibi yardım gerektiren durumlarla karşılaştığında yardım alamayacağı ve kaçmanın zor olabileceği düşüncesiyle bazı ortam ve mekanlardan yoğun bir şekilde korkması ve kaçınması durumudur. Meydan ve caddeler gibi açık alanlar, kalabalık ortamlar, toplu taşıma araçları, sinema ve mağaza gibi kapalı ortamlar, evde tek başına olmak ve evden uzak olmak Agorafobinin görüldüğü bazı yaygın durumlardır. İşlevsellikte bozulma belirgindir.

Sosyal Kaygı Bozukluğu: Bireyin başkalarına karşı utanç verici görünme, rezil olma ve küçük düşme ihtimallerine yönelik yoğun kaygı duymasıdır. Bu bireyler onaylanmamaya, reddedilmeye ve eleştirilmeye karşı aşırı duyarlılık gösterirler. Bu nedenle çoğu zaman kalabalık ortamlardan ve sosyal durumlardan kaçınma davranışı gösterirler. Yabancı kişilerle iletişim kurma, topluluk önünde konuşma yapma ve sosyal ortamlarda yeme içme gibi durumlar örnek olarak verilebilir. Mide bulantısı, kızarma, terleme gibi bedensel belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Sosyal, akademik ve mesleki hayatında işlevselliği olumsuz etkilemektedir.

Yaygın Kaygı Bozukluğu: Kaygının genellikle tek bir durumla sınırlı olmadığı aile, sosyal ilişkiler, sağlık, iş, ekonomi, gelecek gibi çeşitli konularda sürekli bir kaygı yaşama durumudur. Birey sürekli olarak olumsuz ve kötü bir durumla karşılaşma endişesi taşır ve bu kaygıları kontrol etmekte zorlanır. Süreğen bir tedirginlik ve huzursuzluk vardır. Kas ve baş ağrıları, uykuya dalmada ve sürdürmede güçlük, öfke ve odaklanma sorunları görülen belirtiler arasındadır. İşlevsellikte belirgin bozulmalar görülmektedir. 

Kaygı Bozuklukları Nedenleri 

Kaygı bozuklukları tek bir nedene bağlı olarak değil bazı biyolojik, çevresel ve psikolojik faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkabilmektedir. Genetik yatkınlık, ailede kaygı bozukluğu öyküsü, beyin kimyasında yaşanan dengesizlikler, hormonal bazı sebepler, erken çocuk yaşantıları (ihmal), stres veren yaşam olayları, travmatik deneyimler, belirsizliğe tahammülsüzlük, kontrol kaybına karşı düşük tolerans, kayıp, ayrılık, bazı ebeveyn tutumları (aşırı kontrolcü ve koruyucu) ve kaygılı mizaç kaygı bozukluklarına sebep olabilen unsurlardır.

Kaygı Bozukluğu Belirtileri

Sürekli bir kaygı endişe ve huzursuzluk hali en temel belirtidir. Bununla birlikte kaygı bozuklukları, çoğu zaman kaygıyı tetikleyen durum ve uyaranlara yönelik kaçınma davranışlarını da beraberinde getirmektedir. Korku, kötü bir şey olacakmış hissi ve odaklanma sorunları belirtiler arasındadır. Bunun yanı sıra çarpıntı, nefes darlığı, titreme, terleme, mide ve bağırsak sorunları, kas, baş ve boyun ağrıları, uyku sorunları gibi bedensel belirtiler de görülmektedir. 

Anksiyeteyi Tetikleyen Risk Faktörleri Nelerdir?

Düşük özsaygı, anksiyeteye yatkın mizaç, bilişsel çarpıtmalar, güvensiz bağlanma örüntüler, aşırı koruyucu veya ihmalkar ebeveyn tutumları, olumsuz, çocukluk dönemi yaşantıları, ailede kaygı bozukluğu öyküsü ve genetik yatkınlık, beyin kimyasının bozulması, sinir sistemi duyarlılığı, kronik stres, zorlayıcı yaşam olayları ve travma gibi faktörler kaygı bozukluğu yaşama olasılığını arttırmaktadır.

Kaygı İlerlerse Ne Olur?

Kaygı günlük yaşam içinde herkesin belirli durumlar karşısında deneyimlediği sağlıklı bir duygudur. Ancak bu duygu çok yoğun, sürekli, kişiye sıkıntı veren ve günlük yaşam işleyişini olumsuz yönde etkileyen bir hal aldığında kaygı bozukluğuna işaret edebilir. Kaygı bozukluğu ise ciddiye alınması ve profesyonel destek alınması gereken bir ruhsal bozukluktur. Kişi bu bozukluğu tedavi etmediği takdirde hastalık ağırlaşabilir ve kronik bir hal alabilir. Bu durum da kişinin ruh sağlığı ile sosyal, akademik ve mesleki işlevselliği üzerinde olumsuz etkilere sebep olabilir. 

Anksiyete Krizi Anında Neler Yapılmalıdır?

  • Öncelikle birey, yaşadığı belirtilerin bir anksiyete krizi (panik atak) olduğunu fark etmeli; bu durumun hayati bir tehlike oluşturmadığını, geçiciolduğunuve kısa süre içinde kendiliğinden yatışacağını kendisine hatırlatmalıdır.

  • Anksiyete krizi sırasında hızlı ve ağızdan alınan nefes, nefes yetersizliği hissini artırabilir ve daha fazla nefes alma ihtiyacı doğurabilir. Bu nedenle nefesin kontrol altına alınması önemlidir. Nefes yavaşlatılmalı; 3–4 saniye sayarak burundan alınmalı birkaç saniye tutulmalı ve yine 3–4 saniye sayarak ağızdan verilmelidir. Bu düzenli nefes alışverişi, oksijen ve karbondioksit dengesini yeniden sağlayarakbedensel belirtilerin azalmasına ve krizin yatışmasına yardımcı olur.

  • Dikkatin, duyu organları aracılığıyla çevreye yönlendirildiği bir teknik kullanılabilir. Kişi bulunduğu ortamda gördüğü nesneleri (örneğin kitap, lamba, bardak), duyduğu sesleri (örneğin dışarıdan gelen martı sesi, musluktan akan su sesi, bir insan sesi) ve aldığı kokuları (örneğin dışarıdan gelen duman kokusu, kahve kokusu, parfüm kokusu) fark etmeli ve bunları tek tek söylemelidir. Ayrıca ortamın sıcaklığını fark etmek ve ayakların yere temas ettiğini hissetmek gibi diğer duyusal uyarıcılara da odaklanılabilir. Bu çalışmanın temel amacı, dikkati bedensel belirtilerden uzaklaştırarak ana ve çevreye yöneltmektir. 

  • Kriz öncesinde imgeleme yoluyla oluşturulan güvenli bir alanın, kriz anında yeniden canlandırılması rahatlatıcı olabilir. Bu alan; bir sahil, bir orman ya da kişinin kendini güvende ve huzurlu hissettiği, kendisi için anlam taşıyan özgürce oluşturduğu herhangi bir yer olabilir. Kriz sırasında gözler kapatılarak bu güvenli mekân zihinde canlandırılabilir; oradaymış gibi hissetmeye çalışılabilir. 

Anksiyete Bozukluğu Nasıl Teşhis Edilir?

Kaygı bozuklukları genel olarak aşırı kaygı ve korku, buna eşlik edenkaçınma davranışları ile karakterizedir. Bununla birlikte kaygı bozuklukları tek bir çerçevede ele alınmaz; farklı türleri ve her birine özgü tanı ölçütleri bulunmaktadır. Tanı koyabilmek için her bir kaygı bozukluğunda görülen temel belirtilere (kaygı ve kaçınma) ek olarak belirli sayıda eşlik eden belirtinin bulunması ve tanımlanan süre boyunca varlığını sürdürmesi gerekmektedir. Bunlara ek olarak işlevsellikte bozulmanın görülmesi teşhis için gereklidir. 

Kaygı Bozukluğu Yaşam Kalitesini Nasıl Etkiler?

Kaygı bozukluğu sürekli bir huzursuzluk, kaygı, endişe, korku ve tetikte olma hali oluşturduğu için kişiye yoğun bir sıkıntı verir. Bununla birlikte birey, bu duyguları tetikleyen ortam ve durumlardan sürekli kaçınma eğilimi gösterdiği için günlük yaşam işlevselliğinde belirgin aksaklıklar ortaya çıkar. Bireyin sosyal, akademik ve mesleki hayatını olumsuz yönde etkilediği için yaşam kalitesini düşürür.

Anksiyete Ne Kadar Sürede Atlatılır?

Anksiyetenin ne kadar sürede atlatılacağı, bireyin kişisel özelliklerine, yaşadığı anksiyetenin türü ve şiddetine, belirtilerin ne kadar süredir devam ettiğine ve uygulanan tedavi yöntemlerine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Psikoterapi, gerek görüldüğünde ilaç tedavisi ve kişinin baş etme becerilerinin güçlenmesi süreci etkileyen temel unsurlardır. Bu nedenle anksiyeteyi atlatma süresi her birey için farklı ilerler ve kişiye özgü bir süreçtir.


Randevu Al

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Anksiyetenin temelinde ne yatar?

Anksiyetenin temelinde bazı biyolojik etkenler olabilir. Bununla birlikte bazı kişilik özellikleri, bilişsel çarpıtmalar, geçmiş yaşantılar ve zorlayıcı yaşam koşulları yer alabilir.

Anksiyetesi olan biri nasıl davranır?

Anksiyetesi olan birey, her an olumsuz bir durumla karşılaşabileceği düşüncesiyle sürekli tetikte olma halindedir. Bu sürekli alarm durumu, kişinin huzursuz ve gergin görünmesine sebep olur. Çevredeki en ufak bir ses, hareket ya da değişiklik bile tehdit olarak algılanır ve aşırı irkilme ya da yoğun tepkilerde bulunabilir. Zihni çoğu zaman olası tehlike senaryolarıyla meşguldür; bu durum hem bedensel hem de duygusal düzeyde yorgunluğa yol açar.

En sık görülen anksiyete bozukluğu nedir?

Yapılan araştırmalar dünya genelinde en sık görülen anksiyete bozukluklarının Özgül fobi ve Yaygın kaygı bozuklukları olduğunu göstermiştir.

Anksiyetede 3-3-3 kuralı nedir?

Anksiyetede 3-3-3 kuralı, anksiyete krizi sırasında kişinin dikkatini yoğun bedensel belirtilerden uzaklaştırarak çevreye yönlendirmesini sağlayan bir farkındalık tekniğidir. Kişi, çevresinde gördüğü, duyduğu, kokusunu aldığı ya da dokunarak hissettiğiüç unsuru fark eder ve bunların isimlerini yüksek sesle ya da içinden söyler. 

Anksiyete her gün olur mu?

Normal anksiyete stres verici durumlarda ortaya çıkar. Olaya bağlıdır ve geçicidir. Dolayısıyla her gün görülmesi beklenmez. Fakat anksiyete bozukluklarında neredeyse her gün görülmesi mümkündür.

Gece anksiyetesi neden olur?

Gece olduğunda dikkat dağıtıcı unsurlarda azalma görülebilir. Bu durum da gün içinde bastırılan duygu ve düşüncelerin tekrar ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Bununla birlikte kişinin bedensel duyumlarına daha fazla odaklanması, bu duyumların tehdit olarak algılanmasına yol açabilir ve gece anksiyetesini artırabilir.

Çok düşünmek anksiyete belirtisi mi?

Çok düşünmek anksiyetenin belirtilerinden biridir. Özellikle zihin yoğun bir şekilde geleceğe yönelik olumsuz senaryolar ve geçmişe dair düşünceler ile meşgul olur. 

Kaygı bozukluğu ilerlerse ne olur?

Kaygı bozukluğu profesyonel yardım alınmadan ilerlerse kontrol edilmesi güç bir hal alabilir, ağırlaşabilir ve kronikleşebilir. Bu durum uzun vadede yoğun bedensel belirtilere, uyku sorunlarına ve kaçma davranışlarının artışına bağlı olarak yaşam işlevselliğini bozmaya neden olabilir.

Anksiyeteyi yenmek mümkün mü?

Evet, anksiyete profesyonel destek alınmasıyla ve baş etme becerilerinin güçlendirilmesiyle üstesinden gelinen bir sorundur.

Kaygı bozukluğu tedavi edilebilir mi?

Evet, Kaygı bozukluklarının tedavisinde psikoterapi önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle Bilişsel davranışçı terapi, etkili ve yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Bunun yanı sıra gerekli görülen durumlarda ilaç tedavisi de tedavi sürecine eklenebilmektedir.

Kaygı bozukluğu belirtileri fiziksel olarak nasıl görülür?

Kaygı bozuklukları, çarpıntı, nefes darlığı, boğulma hissi, terleme, titreme, mide ve bağırsak sorunları, kas, baş ve boyun ağrıları, baş dönmesi gibi fiziksel belirtilerle kendisini gösterebilmektedir.

Anksiyete ilaçsız nasıl yönetilir?

Anksiyete psikoterapide kullanılan bazı bilişsel ve davranışçı müdahalelerle, kriz sırasında, öncesinde ve sonrasında kullanılan bazı egzersizlerle ve kişinin işlevsel baş etme stratejileriyle ilaçsız bir şekilde yönetilebilir.

Kaygı bozukluğu uyku düzenini nasıl etkiler?

Kaygı bozukluğu genel olarak uyku düzenini olumsuz etkiler. Uykuya dalmada ve sürdürmede güçlük görülür.

Bilgi Al